İklim değişikliği ile mücadelinin kazanılması için kişisel ve kitlesel farkındalığın artması doğru orantılı. Pandemi dönemiyle birlikte sosyal medyada iklim krizi ve çevre konularında bilinçlenme konusunda sıkça paylaşımlar yapan aktivist tasarımcı Yasemin Sayıbaş Akyüz konuğumuz bu sayıda…

– Kendinizi biraz bize tanıtır mısınız?

Tokat’ta doğdum. Üniversite eğitimi için İstanbul’a gidip bir süre orada yaşadım. Doğayla içiçe bir hayat hayaliyle(!) yıllar önce eşimle Bodrum’a yerleştik. Alaylı bir grafik tasarımcıyım. 1999 yılından beri profesyonel olarak uluslararası alanda grafik tasarım çalışmaları yapıyorum. Sanatsal anlamda eski, unutulmaya yüz tutmuş sanat formlarına çok ilgi duyuyorum. Bir dönem atölyemde uzun soluklu bir stop-motion film denemesi ve ardından kinetik sanat çalışmaları yaptım. Evliyim, bir kız çocuğu annesiyim.

– Türkiye’de belki ilk iklim krizi tasarımcısısınız. Çizimlerinizi yaparken nelerden besleniyorsunuz?

İklim krizi konusunda tasarımlar yapan pek çok kıymetli sanatçı var tabi ki Türkiye’de. Ben çoğunlukla aktivist bir bakış açısıyla iklim krizi ve ekolojik yıkıma odaklı görseller tasarlıyorum. Bu esnada konu bulmakta pek zorlandığım söylenemez… Konu ile ilgili gerek ulusal, gerek uluslararası güncel gelişmeleri ve haberleri mümkün olduğunca takip etmeye çalışıyorum. Tasarım yapmak için oturduğumda genellikle kafamda bir kaç farklı konu oluyor ve birini seçiyorum. Açıkçası gelişmelere yetişemiyorum… Bir de farkındalık artırma ya da destek sağlama amaçlı kampanyalar var. Dönem dönem bunlarla ilgili görseller de tasarlayıp, paylaşıyorum.

– İklim hareketine nasıl katıldınız?

Yıllardır iklim değişikliği ile ilgili gelişmeleri takip ediyorum. Bilimsel gerçekler ortadayken, gözümüzün önünde dünyanın iklimi neredeyse yaşamsal olarak geri döndürülemez bir noktaya gelene kadar değiştirildi. Bu süreçte iklim değişikliğinden krizine hatta bazı çevrelerce adlandırıldığı şekilde iklim yıkımına kadar geldik. Benim iklim hareketine katılmamdaki en önemli etken, dünya çapında çocukların okullarına gitmeyerek iklim grevleri yapmaya başlamaları oldu. Ben de bir kız çocuğu annesi olarak bir şeyler yapmaya çalışmanın zamanının geldiğini hatta geç bile kaldığımı düşünerek bu harekete katıldım. 20 Eylül 2019’da Bodrum Belediye Meydanı’nda, Fridays For Future Bodrum gençlerinin düzenledikleri bir iklim grevi vardı. Kızımla birlikte bir gün öncesinden pankartlarımızı hazırlayarak o greve katıldık. Alana çocuklarıyla gelmiş diğer annelerle karşılaştık. Grevden birkaç gün sonra bir araya gelerek 5 kadın ve çocuklarından oluşan Bodrum İklim Acil Çağrısı Grubu’nu kurduk. Sonrasında 12 hafta aralıksız süren, çocuklarımızla birlikte cuma günü eylemlerimiz oldu. Bu arada Bodrum Kent Konseyi’nde bir grup kurduk. Bodrum Belediyesi’nin bazı iklim anlaşmalarına imza atmasında ön ayak olduk. Liselere yönelik bir eğitim planlaması içerisindeydik ki.. pandemi başladı. Sonrası hepimizin evlerine kapanmak zorunda kaldığı dönemde -aktivizme nasıl devam edebilirim- kaygısıyla görseller hazırlayıp, sosyal medyada paylaşmaya başlamam…

– Dijital medya, çizimleriniz dışında iklim hareketinde hangi eylemlere destek veriyorsunuz?

Öncelikle, her fırsatta belirtmeye çalıştığım gibi çocukların, gençlerin iklim kriziyle mücadele için çabaları çok çok kıymetli benim için. Ben iklim hareketine kızımla birlikte, çocuklara destek olmak için girdim. Benim için her zaman -eğer onlar için yapabileceğim bir şey varsa- öncelik çocukların. Sanırım beni bu konuda en çok üzen şeylerden biri, yarım yüzyıla yakın yaşadığım bu dünyada özellikle bizim neslimizin -iklimdeki değişim net olarak ortaya konmuşken- bilerek ya da bilmeyerek bu derece bir iklim yıkımına sebep olmuş olması. Bizden sonra gelen nesillere ne bırakıyoruz ortada. Kendi çocukluğumla bu günü karşılaştırdığımda inanılmaz bir uçurum var. Isıtılmış bir dünya, afetler, tahrip edilmiş bir doğa, kirli hava, su, toprak, gıda kıtlığı, susuzluk… Bizlerin iklim krizini durdurmak ve doğal yaşamın canlandırılması konusunda büyük bir sorumluluğu olduğunu düşünüyorum. Sadece gelecek nesillere bırakılacak dünya açısından da değil; bugün de dünya üzerinde iklim krizinin etkilerini düşündüğümüzde, krize en az katkısı olanların, en çok etkilenenler olduğunu görüyoruz. Ve bu da dünyanın farklı yerlerinde yaşayan farklı sosyo-ekonomik düzeye sahip topluluklar arasında iklim adaletsizliğini ortaya çıkarıyor ki bu durum mevcut sistem içerisindeki eşitsizlikleri daha da derinleştiriyor.

Buradan hareketle… hangi eylemelere destek verdiğimi sormuştunuz…

İklim krizinin durdurulması için fosil yakıt kullanımının bırakılması, yenilenebilir enerji kullanımına geçişte adil ve hakkaniyetli bir düzen kurulması. Doğanın her bir parçasının korunması: Bu dünya sadece biz insanlara ait değil. Biz doğanın bir parçasıyız. Ağacına, çiçeğine, böceğine, dağda yaşayan keçisine, sudaki balığına vs… yaşam hakkını teslim etmek zorundayız. Onlar yoksa biz de olmayacağımız için değil… onların da yaşam hakkı olduğu için! Bu çerçevede hem iklim krizi açısından hayati bir önem taşıdığı için hem de ekolojik yıkıma -dur- diyebilmek için, doğayı savunan eylemlere destek vermeye çalışıyorum. Endüstriyel hayvancılık ve bundan kaynaklı metan salımları da önemli bir sorun. Hayvansal gıdalarla beslenme yerine bitki bazlı bir düzene geçilmesi ile ilgili çalışmaları da takip ediyorum.

Neyse ki tablo bu kadar karanlık değil. Daha iyi bir dünya hayaliyle çok güzel çalışmalar yapan birçok grup var. Onarıcı tarımdan, zehirsiz gıda çalışmalarına, atıksız bir hayat yaratma projelerinden, topluluklar arası eşitsizliklerin ortadan kaldırılması için emek verenlere kadar buraya sığmayacak pek çok güzel çalışma… Zaman zaman bu konularda da tasarımlar yapmaya çalışıyorum.

– Kişisel hayatınızda çevre ve iklim krizi için nelere dikkat ediyorsunuz?

Bu soruyu çevre ve iklim krizi olarak ikiye ayırdığınız için teşekkür ederim. Çünkü bence çevre koruma ve iklim kriziyle mücadele birbiriyle bağlantılı ama ayrı konular.

Çevreye zarar vermemek, mevcutu da koruyabilmek için kişisel hayatımda yaptığım şeylerden bazıları: Bir dönem Bodrum’da tamamen doğal malzemelerle onararak yerleştiğimiz eski bir taş evde yaşadık. Orada doğayla içiçe, bizimle yaşamayı tercih eden hayvanlarla bir hayat kurma şansımız olmuştu. Maalesef o ev depremde büyük zarar gördüğü için Bodrum’da şehir içine taşınmak zorunda kaldık. Burda da olsa günlük hayatımızda kullandığımız temizlik malzemelerinin çevreye zararsız olmasından, çöpleri ayrıştırmaya kadar bir takım uyguladığımız yaşam pratiklerimiz var. Küçük bir bahçemiz var; sulamıyoruz. Doğal akışında yeşeriyor, kuruyor. İçme suyu için arıtmamız var. Plastik damacana, pet şişe, vs… kullanmıyoruz. Çok gerekmedikçe yıllardır 2. el kıyafet ve eşya tercih ediyorum. Dönüştürmeyi çok seviyorum. Eskiyen masayı sehpaya, pantolonu şorta vs… Haftalık yiyecek ihtiyacımızı temin ettiğimiz bir kollektif grubumuz var. Sanırım 10 yıldan fazla bir süredir yiyeceklerimiz köyden Fatma ve Cevdet’ten geliyor. Organik değil, doğal… Cevdet’in deyişiyle. Tamamı ile ilaçsız, gübresiz, doğal tarım yapıyorlar. İşi hayatıma gelince, eşimle birlikte 20 yıl önce uzaktan çalışmaya başladık. O zamanlar kimse inanmıyordu bizim burada bilgisayar başında oturarak dünyanın öbür ucuna tasarım hizmetleri verdiğimize. Zaten İstanbul’dan Bodrum’a da bu sayede taşınabildik. Yani, işe gidiş geliş benzin, vs.. ile karbon salımına sebep olmuyoruz. Yaptığımız iş dijital olduğu için son birkaç yıldır, epostalarımı düzenli olarak siliyorum. Gereksiz dosyaları temizliyorum, vs.. artık olabildiği kadar. Tamamı ile bitkisel beslenemiyorum maalesef ama daha az hayvansal gıda tüketmeye çalışıyorum. Bu liste uzar gider… ben burada keseyim en iyisi.

Bu saydıklarım iklim krizi mücadelesi için de geçerli tabi ama, krizi durdurmak için çok daha fazlası gerekiyor. Önümüzde iklim krizi ateşini körükleyen kocaman bir sistem var. Dev fosil yakıt şirketleri, doğayı hiçe sayan, talan edilmesine sebep olan politikalar, dev endüstriyel hayvancılık faaliyetleri, gıda “sektörü” vs..vs.. Geçenlerde yayınlanan Guardian Gazetesi’nin araştırmasına göre, dev fosil yakıt şirketleri önüzdeki 7 yıl içinde 192 milyar varil fosil yakıt üretecek projelerle genişlemeyi planlıyorlar. Bu projeler “Karbon Bombaları” olarak adlandırılıyor. Çünkü bunları gerçekleştirdiklerinde, bugün dünyanın en fazla karbon salımına sebep olan Çin’in 10 yıllık toplam salımına eşdeğer bir karbon salımı yapmış olacaklar. Bu sadece bir örnek. Enerji krizi, kömüre yapılan yatırımlar, doğalgazı masum gösterme çabaları, nükleere yönelim gibi pek çok konuya bir arada baktığınızda manzara şunu söylüyor: birilerinin buna -dur- demesi gerek. Açıkçası “dur” diyecek bizden başka da kimse yok. İklim için mesela -ben uçakla seyahat etmemeye çalışıyorum- diyebilirsiniz. Harika… Ama tamamı ile kâr odaklı, gezegeni ve üzerinde yaşayan canlıları hiçe sayan bu sistemin değişmesini talep etmediğimiz sürece kriz, her geçen gün biraz daha derinleşmeye devam edecek. Ben bireysel olarak iklim kriziyle mücadele etmek için; okuyorum, yazıyorum, çiziyorum, paylaşıyorum. Yerel yönetimimin bu konuda ne yapıyor takip ediyorum. Yasal zeminlerde sesimi yükseltip, talep ediyorum. Partilerin iklim politikalarını takip ediyorum. Burada yakınımda İkizköy’de maden alanlarına, kömürlü termik santraller karşı yapılan mücadeleye, Akbelen Ormanı’nı korumak için yüzlerce gündür tutulan nöbete elimden geldiğince destek vermeye çalışıyorum. Herkes iklim aktivisti olmak zorunda değil tabii ki. Bence herkes zamanı el verdiği sürece büyük ya da küçük birşeyler yapabilir. Bu konuda farkındalığımızı artırmaktan başlayarak, yapılacak her şey çok kıymetli.

– Pandemi dönemiyle birlikte sosyal medyadan ağırlıklı olarak çalışmalar paylaşmaya başladınız ve pek çok kişiye ulaşma imkanınız oldu. İllustrasyonlarınızı yapıp paylaşma sürecini biraz anlatır mısınız?

Gelişmeleri takip ederken hep aklımın bir tarafında o konularla ilgili tasarım yapmak oluyor. Önemli bulduğum gelişmeleri zamanım varsa görselleştirmek için bir düşünce sürecim oluyor. Bazen de haberi, yazıyı okuduğum anda bir görsel şekilleniyor aklımda. Bazen çizim de yaptığım oluyor ama genellikle fotoğraflarla kolaj yapıyorum. Fikir kafamda oturduktan sonra fotoğraf bulma süreci var. Sonrasında da bilgisayarda konuyu görselleştirmek. İşten ve evdeki sorumluluklarımdan geriye kalan bütün zamanımı iklim krizi ile ilgili çalışmaya ayırıyorum. Günlük bireysel paylaşımlarım için çok hızlı tasarım yapmam gerekiyor. Sanırım iklim krizi konusunda çalışan ve sosyal medyada paylaşımlar yapan bir “aktivist tasarımcı” olmamın en zor yanı bu; hızla etkileyici görseller hazırlamaya çalışmak… Bir görseli hazırlamam bazen bir iki saat bazen de günler alıyor. Bitiremediğim pek çok tasarım da var tabi bu durumda. Görsel bittikten sonra bir de altındaki yazı kısmı var. Detaylı bir şeyler yazacaksam, onu hazırlamam da bir saat kadar sürüyor.

– Pandemi dönemi kişisel hayatlarımızı değiştirirken tüm dünyayı, gezegenimizi de etkiledi. Sizce bu etkiler neler?

Sanırım değişebileceğimizi gördük… Evet, hep birlikte başka bir yaşam tarzına geçmemiz mümkün. Pandemi dönemindeki gibi kapalı bir hayat tarzından bahsetmiyorum. Anlatmaya çalıştığım gerektiğinde hayatta kalabilmek için farklı yaşayabiliyoruz. Şu anda içinde bulunduğumuz iklim krizi de aslında hayatta kalabilmek için değişmemiz gerektiğini söylüyor. Benim pandemiden öğrendiğim en önemli şey bu. Evet, değişim mümkün. Ama eve, kendi hayatlarımıza kapanarak değil. Gözümüzü, kulağımızı açıp, bize her gün yaşatılan karmaşaya rağmen daha iyi bir dünya için mücadele ederek.

– Bodrum’da “Küresel Isıtma” başlıklı kişisel bir sergi de düzenlediniz. Serginin içeriğinden bize söz eder misiniz? Neden küresel ısınma değil de küresel ısıtma?

Sergide iklim krizi, ekolojik yıkım ve doğa sevgisiyle ilgili grafik tasarımlarım yer aldı. 30 basılı görselle yaptım sergiyi. 2021 yazında yaşadığımız yangınlardan hemen sonraydı. Geliri yangınzedelere bağışlandı. Başlığın “Küresel Isıtma” olmasını tercih ettim. Burada sizinle serginin katalog metninde de yer alan açıklamamı paylaşmak isterim:

“İklim krizi ile dünya değil, yaşanabilir bir dünya yok oluyor. Dünyadaki tüm canlıların varoluşunu tehdit eden ısınmanın sebebi insan faaliyetleri, bilim söylüyor. Dünya kendiliğinden ısınmıyor, ısıtılıyor. İşte bu yüzden küresel ısınma değil, küresel ısıtma. Kelimeler güçlüdür, bir bakarız yakıp yıkan, akıp coşan, esip gürleyen gitmiş, bahar gelmiş…”

– Dünya hepimizin tek ve ortak yuvası. Ona çok daha özen ve önem göstermemiz gereken bir zaman dilimindeyiz. Ayrıca sanatın iklim krizi bilinci oluşturmada ayrı bir yeri var. İnsanlarda sorumluluk hissini ve bilincini oluşturmak için çok etkili bir araç. Ülke ve dünya gündemininden etkilenerek hazırladığınız, sizin için en önemli ilk 3 çalışmanız hangisi?

-Birincisi “Küresel Isıtma” sergimin ana görseli. Orada bir cadı kazanı şeklinde resmedilmiş bir dünya içerisinde kaynayan fosil yakıt santralleri var. Dumanlar tütüyor. Ama dikkatlice bakarsanız bütün bu resmi çevreleyen bir çember var ve dışı sonzuz mavilik. Yani hala ümit var; o çemberden çıkarmak gerekiyor dünyayı…

– İkincisi İkizköy mücadelesi için yaptığım “Kömüre Karşı Yaşasın Zeytin Ağacı” görseli. Ben de o ağacın dallarına bağlanmış renkli kurdelalardan biriyim sanırım…

– Üçüncüsü yakın zamanda Parents For Future Global için yaptığım kampanya tasarımları. “Because We Love Our Children”. Bu sene 1972 yılında yapılan Birleşmiş Milletler Stockholm Çevre Konferansının 50. yılı. 2-3 Haziran’da Stockholm+50 konferansı var. Parents For Future Global de Fossil Fuel Treaty girişiminin çağrısına destek olarak dünya çapında ebeveynlerden oluşan grubuyla bir çağrı metnini imzaya açtı. Fosil yakıtların bırakılması talep ediliyor. Konferans sırasında hazırladığım görseller çağrı metni ile birlikte delegelere ve katılımcılara dağıtılacak. (bu söyleşi yayınlandığında konferens bitmiş olacak sanırım.) Gece gündüz emek verdiğim bir mücadelede tasarımlarımla dünyanın dört bir yanından bu kadar çok insana ulaşabilmek gerçekten çok heyecan verici.

– İklim krizi konusunda hem eylemsel hem de sanatınızla verdiğiniz emek ve ilham için ve Arka Bahçe Dergi ekibine zaman ayırdığınız için çok teşekkürler Yasemin Hanım. Son olarak sizin eklemek istediğiniz şeyler var mı?

Ben de derginizde bu güzel söyleşiyle bana yer verdiğiniz için ve emekleriniz, ilham veren bilgilendirici yayınlarınız için çok teşekkür ederim.

Kategoriler: Genel

0 yorum

Bir cevap yazın

Avatar placeholder

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir